EMRİNDEYİZ BAŞBUĞUM

      Türk dünyasının son başbuğu başbuğ Alpaslan Türkeş’i ebediyete uğurlayalı 27 yıl oldu. Evet, bir kuşak geçti üzerinden. Artık Başbuğ’u canlı izleyen ve görenler ülke nüfusunun yarısı kadar anca kaldı. 35 yaş altı bu konuda şanssız.

4 Nisan’ı unutmak mümkün mü?

Hele hele 8 Nisan 1997 Ankara’yı?

Ankara bir kere daha böyle bir uğurlama görür mü bilmem.

Bu herkese nasip olan bir uğurlama değil.

O, ülkücülüğün kurucusu,  dünyaya ülkücüleri kazandıran, ülkücülerin babası başbuğdur. Artık bize evlatlarım! Diye seslenen biri yoktur. Olsa bile inandırıcı olmayacaktır. Davanın, fikrin, inancın kapitalizme galip geldiğini bütün dünyaya göstermiştir. Bu nadir görülen bir olaydır.  

Bugün tarih, acz içinde kıvrana kıvrana şahadete susamış bir ülkücüden daha müthiş bir silahın keşfedilmediğini yazmıştır.

Dünya, ülkücüleri kazanmıştır ama birçok ülkücü davası için dünyayı veda etmiştir. Sadece seksen öncesi beş bin şehidi var bu davanın.

Yani meselenin dünya olmadığını açık seçik anlatmışlardır. Mesele dava ve vatan konusudur.

Vatan ise:

Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan

Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir, Turan!

İşte bu düşünce ile yaşayan ve hayatını bu konuya vakfeden Başbuğ bugünün güdük siyasetçilerine o günden seslenmiştir:

Mevzu vatansa hepimiz ölelim,

Mevzu makamsa hepiniz ölün!

O günün şartlarında mevzunun vatan olduğunu ülkücüler ispatlamışlardır.

Bugünün şartlarında mevzunun ne olduğunu siz karar verin.

Geçen yılın sene-i devriyesi üzerinden bir yıl geçmesine rağmen üç seçim yaşadık. Yaşadığımız bu üç seçim bile siyasetin geldiği noktayı ve Başbuğ Türkeş’in siyasi dehasını göstermiştir.

Şunu unutmamak gerekir ki günü birlik siyaset hiçbir zaman vatana millete ve siyasetçiye kazandırıyor gibi görünse de, kazanç sağlamaz. Hele köklerinden ve değerlerinden yoksun siyaset, güdük kalmaya mahkûmdur. Bu konu da yine Türk’ün son başbuğuna kulak verelim:

Dalından kopan yaprağın akıbetini rüzgâr tayin eder.

Bugün dalımızdan kopmadığımızı iddia etmek zor gibi geliyor. Sadece işaretle, slogan atmakla ve boy boy fotoğraf yayınlamakla bu iş olmuyor. Ülkücü olmanın bir mesuliyeti ve sorumluluğu olduğunu unutuyoruz.

Şehidlerimiz ne için şehid oldular?

Başbuğumuz tabutluğa neden girdi. Neden idamla yargılandı? Ömrünü bu davaya niye vakfetti?

Başbuğ Türkeş’i daha çok arayacağız gibi geliyor. İnşallah ülkücüler biran önce toparlanırlar da bu boşluğu doldururuz.

Aramızdan ayrılışının sene-i devriyesinde Başbuğuma Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun. Dua edenleri çok olsun. Ne kadar ülkücülükten geçinenler, ülkücü geçinenler olsa da ülkücü olmaya, Bıraktığın davayı yaşamaya ve yaşatmaya devam edeceğiz.

Emrindeyiz BAŞBUĞUM!

Yazımı cennetmekân Başbuğ’un sözüyle bitirmek istiyorum:

Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.

Muhabbetle!..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Osman Girgin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kentte Yaşam Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kentte Yaşam hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kentte Yaşam editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kentte Yaşam değil haberi geçen ajanstır.




Reklamı Kapat